Ibrahim's profileIceman® PalasPhotosBlogLists Tools Help

Blog


    April 25

    Korkunç Tilbe'den...

    Uzun zamandır arayıpta nerede olduğunu hatırlamadığım bir yazı...
    Çok eskilerden benim için değerli olan biri tarafından yazılmış bir yazı... o şimdi hangi dünyada kimbilir...
     buradan sevgilerle diyelim ona o elbet duyar bir yerden...
    08.02.2001/Perşembe 
     Herkesin taklidini yapardın küçükken...
     Kimse sormazdı sana kalbindeki çiçeklerin
     yalnızlığını, küçüktün çünkü...
     bilemezdin yalnızlığın ne demek olduğunu!...
     Hep taklit yapardın, konuşurdun saatlerce...
     belki de yalnızlığını konuştururdun. 
     Ama anlamazdı kimse... 
     Sadece soytarılık yapardın insanların arasında,
     onların yalnızlığına tentürdiyot olurdun. 
     Sustururdun yalnızlıklarının kanını, keserdin
     çığlıklarını.
     ama soytarıydın işte, kimse dönüp de ’’seni
     seviyorum’’ demezdi sana...
     sıradandı ’’seni seviyorum’’ demek insanların
     arasında.
     Yalandı çünkü ve kimse anlamını bilmezdi, senden
     başka(!)
     Yanında bir sürü insan vardı, arkadaşların. 
     ama kalbindeki odacıklarda yalnızdın hep,
     kapakçıklarını herkese açıyordun; ama sevgi
     dolamıyordu bir türlü içeriye... 
     dolsa bile, her gün batımının sonunda ’’batarya
     zayıf’’ sözüyle karşılaşıyordun. 
     Şimdi büyüyüp palyaço oluyorsun, 
     soytarılığı bırakıyorsun, ama hâla içinde bir
     yerlerde...
     Kalbindeki odacıkların çekmecelerinde gizli belki
     de...kim bilir? 
     Boyuyorsun yüzünü, saklamak istiyorsun yalanlarını,
     yaşayamadığın aşklarını, acılarını, gözyaşlarını,
     üzüntülerini, hayallerini...
     Korkuyorsun insanların onları görmesini, alay
     etmelerinden kaçıyorsun...
     ve insanlar senle alay ediyorlar ’’sen anlamazsın’’
     diye.
     korktuğun başına geliyor işte.
     fakat yılmadan boyuyorsun suratını, kaçıyorsun
     sevgiden artık!
     Kurutuyorsun, ötenazi hakkını kullanıyorsun onlar
     için.
     Duyguların ölümcül bir hastalığa yakalanıyor,
     aşık olamıyorsun eskisi gibi, plâtoniklerden de
     kaçıyorsun.
     ama yine palyaçosun, eğlendirme çabasındasın.
     Hâla soran yok kalbindeki çiçeklerin yalnızlığını...
     Boynu bükük duruyorsun, kırılmış kanadın, kolun.
     Yıllar sonra bıkıyorsun eğlendirmekten. Aşktan
     umudunu kesiyorsun,ama...
     Beyaz atlı palyaçonu bekliyorsun, cami
     avlularında...
     Siliyorsun dudağındaki kırmızı rujları.
     göz yaşlarınla akan rimelindeki yalnızlığı görüyor
     avludaki paçalı güvercinler.
     Yalnızlığından korkuyorlar, havalanıyorlar
     haykırarak gök yüzüne,
     Çıtası kırık uçurtmalarla konuşuyorlar.
     Sense avludasın hâla, güvercinlerin gidişine
     bakıyorsun.
     Yine gün batımı, ’’batarya zayıf’’ diyor kalbinin
     odacıkları...
     Çıkıyorsun çatı katına, ayaklarını sallandırıyorsun
     aşağıya.
     Günbatımını izlemek için, güvercinlere ağıt yakmak
     için.
     Kurumuş rimellerin suratında, yüzünde ağır
     makyajının
     izi var, yalnızlığın rafine edilmemiş öylece duruyor
     eskisi gibi...
     Özlüyorsun taklit yaptığın günleri, sende iyi hâl
     belgesi almak istiyorsun diğer palyaçolar gibi.
     Emekli maaşınla torunlarına horoz şekeri almak
     istiyorsun, ama olmuyor işte.
    Çocukluğunu anlatmak istiyorsun onlara, sonra aklına
     geliyor...
     Para sayıp, çocukluğunu satacak bir Affan Deden bile
     olmadı senin.
     Çemberlerin yakıldı kalorifer kazanlarında, kurtuldu
     yalnızlığından...
     Yalnızlığının klostrofobisi var, kalamıyor bir tek
     kalbinde.
     Yayılmak istiyor her yerine, yüzüne, gözüne,
     gözbebeğine, ellerine.
     Sen bunları düşünürken, paçalı güvercinler geliyor
     çatıya.
     Sabah attığın ekmek kırıntılarına bakıyorlar, en
     cesurları omzuna konup seninle güneşin batışını
     izliyor.
     Palyaçoluğundan eser kalmamış, saten elbisen
     yırtılmış, kirlenmiş.
     Yanındaki insanlar ve arkadaşların, kağıttan
     kayıklara binip gitmişler,
     caddelerdeki su oluklarından,oradan
     kanalizasyona ve oradan denizlere... 
     kimsede sormuyor seni, 
     cep telefonunu çaldırıp kapatan bile yok!
     Son beyaz atlı palyaçon da bırakmış seni, beklediğin
     avluda.
     Aranızdaki o tarifsiz duygu pembeleşinceye kadar
     pişmiş.
     Sonra şehirlerarası mesafelerden korkmuş beyaz atlı
     palyaçon.
     onun gözünü başka palyaçolar bürümüş.
     ve ’’olmuyor, bana yalan söylemiyorsun, diğerleri
     gibi maskeni iyi takamıyorsun.
     Beni hiç aldatmıyorsun başka palyaçolarla. 
     Yüzünü iyi boyamıyorsun... 
     aramızda çok iyi bir arkadaşlık ve en kötüsü sevgi var...
     bitirelim artık, biz ayrı dünyaların palyaçolarıyız,
     yüzümüzdeki boyalar bile farklı!
     Sana hayatta bol yalanlar ve riyalar!..’’   demiş 
     ve beyaz atlı palyaçon da gitmiş böylece.
     Artık kimse yok hayatında, bundan sonra da
     olmayacak...
     İşte yine bir gün batımı...
     Sallandırıyorsun ayaklarını çatıdan aşağıya; bu
     sefer farklı, gitmeye hazırlanıyorsun belli ki... rüzgar
     esiyor, saçlarını okşamak için, ama nafile.
     saçların mutsuzluktan değil, yalnızlıktan dökülmüş.
     daha önce kimse onları okşamadığı, papatyalardan taç
     yapıp takmadığı için dökülmüş...
     gözlerinin altında yaptığın taklitlerin çığlığı var,
     çizgi çizgi, mosmor.
     üstünde palyaçoluk günlerinden kalma yeşil saten bir
     elbise var, kirli, yırtılmış.  
     ayaklarında nasırlar var, şehirlerarası mesafeleri
     katletmekten olsa gerek?!
     çünkü tabanında aşkın sahte imzası var.
     Ellerinde ekmek kırıntıları, paçalı güvercinlere
     vermek için. Bir de mutsuzluğunun aynası, iyotlu göz
     yaşların var.
     İşte geliyor güvercinler. Nedense bugün çok
     mutlular,
     kırıntıları yiyorlar, en cesuru yine omzunda, göz
     gözesiniz... İkinizde havalanıyorsunuz haykırarak,
     cesur güvercin çıtası kırık uçurtmanın yanına... 
     Sense tekrar sonsuz yalnızlığa merhaba diyorsun,
     diğer
     ölü palyaçoların arasında.
     Kim bilir, belki bu sefer onlar sorar kalbindeki
     çiçeklerin yalnızlığını?!..

    Korkunç Tilbe
    (takma isimdir)


    April 03

    zaman

    ya bişi sorcam bu zamanı kim böyle fwd 8x olarak çalıştırıyo?
    daha ocaktan yeni çıkmadık mı?
    ben geziden yeni dönmedim mi?
    aklım bi karış havada gezmedim mi?
    hata yapmadım mı?
    sonra hatamı anlayıp doğruyu yapmadım mı?

    iyi de kardeşim niye bu kadar hızlı geçiriyorsun ki bu zamanı ben anlamıyorum yani :D